Adalet, İfrat ve tefrit arasında orta yolu takip etmek; iman edip salih ameller işlemek, farz görevleri yerine getirmek; hak yol üzere dosdoğru olmak, haramlardan ve büyük günahlardan sakınmak, içi, dışı, özü, sözü, işi ve davranışı bir olmak, haklıya hakkını, haksıza cezasını vermek anlamına gelir.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “De ki, Rabbin adaleti emretti.” Adalet, sadece yöneticilere has bir olgu değildir. Adalet, hukuki, içtimai ve ahlaki alanların hepsini kapsar. Bu bağlamda adalet “kişinin kendine, ailesine ve çevresinde yer alan insan, doğa ve hayvanlara karşı görevlerini ve haklarını yerine getirmesidir. Peygamberimiz (s.a.v.): “Hükmünde, ailesine karşı ve velayeti altında olanlar hakkında adil davrananlar, kıyamet gününde nurdan minberler üzerindedirler” buyurduğu hadisinde geçen “adalet”, geniş boyutuyla ele alınmıştır. Çünkü adalet, kişinin görevlerini yerine getirmesi ve haklarını almasıdır. Bu itibarla kişi hem kendine karşı hem de aile efradına karşı, ayrıca yöneticiler, emri altında olanlara karşı görevlerini adil ve dengeli bir şekilde yerine getirmek zorundadırlar. Aksi takdirde kendisine emanet edilen “nefsine, ailesine ve emri altında bulunanlara” zulmetmiş olurlar.
AZİZ MÜ’MİNLER!
Okuduğum Ayet-i Kerimede Allah (c.c.) “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana - babanız ve akrabanız aleyhinde olsa da Allah için şahitlik eden kimseler olun.” buyurarak adaletin önemini belirtmiştir.
Bir gün Kureyş kabilesinden asil bir kadın hırsızlık yapmıştı. O kadını cezalandırmaması için Ashabdan Üsame’yi Peygamberimize gönderdiler. Bu duruma kızan ve üzülen Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Nasıl oluyor da bazı kimseler, Allah’ın kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyorlar. Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi şudur: “İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca, onu serbest bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca, onu cezalandırıyorlardı. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da cezasını verirdim.” Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber, adalet konusunda aracı olmak isteyenleri reddetmiş, suçluya layık olduğu cezayı vermekte en ufak bir tereddüt göstermemiştir.
MUHTEREM MÜ’MİNLER!
İnsan yaratanına, kendisine ve diğer insanlara karşı âdil olmalıdır.
İnsanın Allah’a karşı adaleti; Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmesi, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaması, ibadet ve itaat edip O’nun rızasını her şeyin üstünde tutmasıdır.
İnsanın kendisine karşı adaleti; kendisini dünya ve ahrette ilâhi cezaya maruz bırakacak her türlü inanç, söz, eylem ve davranışlardan uzak tutmasıdır.
İnsanın diğer insanlara karşı adaleti ise insan haklarına saygı göstermesi, onlara zulmetmemesi, insaflı olması, iyilik edip kötülük etmemesidir.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in adaletle hükmedenler hakkında bir hadîsiyle hutbeme son veriyorum. "Adil devlet başkanı ve idareciler mahşer yerinde Allah'ın yüce lûtfuna ve himâyesine mazhar olacakların öncüleridir."
1-A’raf, 7/29. 2-Müslim, Sünen, İmare 5 (1827) c. 2 s.1458 3-Nisa, 4/135. 4-Buhari, Hudud 11,12 c.8 s. 16; Müslim Hudud, 8-9 c.2 s. 1315. 5-Müslim, Sahih, İmare 5, 18 (1828) c.2 s.148